Merhaba sevgili takipçilerim. Tatiller bitti, en sevdiğim mevsimin habercisi, benim güzel Eylül ayım nihayet geldi…Kızmayın bana ben çok sıcakları sevmeyenlerdenim 🙂 Belki sabahtan akşama deniz kenarında geçiren biri olsaydım severdim; Bu trafik karmaşasında hergün işe gidip gelirken söyleyin nesini seveyim ! :)))

Bugün okullar açıldı; biz diyabet anneleri için yine “Çantasında yeteri kadar şeker var mı? Kan şekeri kaçtır acaba? Revire koymak üzere glukagon götürmeyi unuttum, bu dalgınlıktan nasıl kurtulunur? Glutensiz yemeği de unutmam umarım, çantasına glukometreyi koymuş muyduk? Yedek insulini ne yaptık? ” gibi aklımızdan deli sorular ve düşünceler geçirme zamanı geldi. Zaten şu kafa sesimiz susmadı gitti….sabah ayrı konuştu akşam ayrı…. Hatta tam bu satırları yazarken çantaya yedek kalem pil koymadığımızı hatırladım. İnsulin pompasının pili bitiyor da habire 🙂

Okulların açılması aslında bir bakıma iyi; düzenli yemek saati, düzenli uyku ( yani umuyoruz) 🙂 Ama bizim tarafımızdan bakıldığında, 1 saat eksik uyku ! 🙂 Sabah 6 da kalk borusu çalar; çocukları kaldırma seremonisi, kahvaltı hazırla; Ronen’e yarı uyurken yedir ( hakkını yemeyeyim o işte babamız gayet başarılıdır) ; giydir; Nitsa’nın öğle yemeğini hazırla, ısıt, termosa koy; 6.40 ta servise bindir. Bu sene 6.55 te gelecekmiş çok şanslıyız. Off anlatırken yoruldum. Tamam yaz mı olsa acaba…

Şaka bir yana sevgili aileler; okulun ilk günlerinde tekrar tekrar öğretmenlerimizi bilgilendirmeyi, varsa revire glukagon ve yedek insulinlerimizi bırakmayı; sınıfta her daim meyve suyu bulundurmayı atlamayalım. Okul çantamızda her zaman ulaşabileceği atıştırmalıklar ve şeker olsun. Sensör kullanıyor olsak da mutlaka glukometremiz ve yeterli striplerimiz çantasında bulunsun. Cep telefonu kullanan daha büyük çocuklar için okul yönetiminden özel izin alıp telefonu yanında bulundurma izni alalım. Yalnız büyüdükçe şekerli vatandaşlar bunu kabul etmiyor baştan söylemiş olayım 🙂

Yazılarımı takip edenler bilir; en son yazım “aile kampı” haricinde tüm yazıları kronolojik sırada yazdım. Şekerli kızımızı 2 yaşından aldım; 12 yaşına getirdim. Bugün 13 yaşında, hala 1 yılımız daha var. Tabii her şey yazılarımda anlattığım kadar hoop diye kolay ve eğlenceli olmadı bu sürecin….diyabetli olmayan çocukları büyütmek bile ne kadar zor iken (bakınız haydut Ronen) bir de üzerine nazlı arkadaşımız diyabet eklenince farklı farklı zorlukları oldu…olsun; başa çıktık ya; kızı bugünlere getirdik ya, buna da şükür. Hem ben size örnek olmalıyım; bazen herşey çok kolaymış, çok basitçe atlatmışım, hafife almışım gibi numara yapıyorum ya size 🙂 ama normalde yaptığım numaraları en geç 1 hafta içinde itiraf edenlerdenim ben…size de ara ara minik itiraflarda bulunuyorum böyle 🙂 Ee ne demişler “Söyle kurtul” , pardon, “Yaz kurtul”, daha uygun oldu 🙂

Küçük yaşta bu işi göğüslemenin kendine göre ayrı zorlukları ve kolaylıkları var büyük yaşlarda ise bambaşka….Küçük yaşlarda ipler tamamen bizim elimizde, biz ne dersek o, yönetmek belki daha kolay. Yaş aldıkça, özgüven artıkça, kontrol yavaş yavaş onlara geçiyor. Evet aslında bu istediğimiz bir şey; başından beri yapmaya çalıştığımız bu; kendi kendine yetebilmeyi öğretmek. Biz olmadan da idare etmelerini sağlamak. O zaman da evde sürekli şöyle diyaloglar;

-Kan şekerin kaç?

-İyi

-Kaç yani?

-İyi işte

-Karbonhidrat girmiş miydin?

-Anneee??

Kızsan bir türlü, kızmasan başka. Eğlenceli yanından bakmaya çalışıyoruz.

Bu arada yanlış anlaşılmasın, benim şekerli kız uzun zamandır kontrolün tamamına yakınını elde tutuyor, ve 3 aylık grafik değerleri son derece başarılı; Şükrü bey sonuçtan oldukça memnun 🙂

Bu sene bizi farklı bir maraton daha bekliyor; 8. sınıf LGS koşuşturması. Bunu da deneyimleyip yazacağım ara ara. Bizi bol testli, biraz stresli, haftasonu okulda ekstra dersli günler bekliyor gibi görünüyor..

Önümüzdeki yazımda ise; bundan 1 sene önceye gidip; insulin pompasına geçişimizi ve sorasındaki süreci anlatacağım. Neden bilmem bugün oradan buradan yazmak istedim…seviyorum ben yazmayı 🙂

Sevgiler

Okulun ilk günü, bugün
Reklamlar