Herkese merhaba, bu sefer uzun bir ara oldu; malum tatil dönemi….Mazur görünüz 🙂 Yazmadığım zamanlarda daha gergin olduğumu fark ettim. Yazmak, paylaşmak, içimdekileri söylemek bana iyi geliyor 🙂 arayı açmamakta fayda var….

Hikayemize kaldığım yerden devam ediyorum; hep beraber 1 yıl öncesine; yani 2018 Temmuz ayına gidiyoruz. Hazırsanız başlayalım 🙂

Bugün size anlatacağım hikaye Nitsa ve bizler için diyabet hayatımızda bir dönüm noktasıdır. Nasıl bir tesadüftür ki; 2008 Temmuz ayında, henüz 2 yaşında iken Tip1 Diyabet teşhisi alan kızımız; hayatındaki bu dönüm noktasını 2018 yılının Temmuz ayında, tam 10. diyabet yaşında yaşamıştır…

2018 yılının bahar aylarında; benim için bu dünyadaki en kıymetli insanlardan biri olan Şükrü Hocam, Nitsa’yı her yaz İznik’te gönüllülük esasına göre düzenlenen tip1 diyabetli çocuk ve gençlerin buluştuğu diyabet kampına götürmek istediğini söyledi. Ben ve babası tabii ki çok sıcak baktık; fakat bizim fazla şekerli nazlı kızımız önce biraz mırın kırın etti, kimseyi tanımıyorum gitmesem olmaz mı dedi, onu dedi bunu dedi, neyse ki Şükrü hocam onu ikna etmeyi başardı.

Diyabet Kamplarını tanımayanlar bilmeyenler için linki bırakıyorum; bu yıl da, geçtiğimiz ay yine pek çok diyabetli çocuk, mutlu, neşeli , sevgi ve farkındalık dolu unutulmaz zamanlar geçirdiler. Kendi deyimleri ile “Kamptan eve yalnız olmamayı götürdüler”

http://www.arkadasimdiyabet.com/kamp-zamani

Gitme günü geldi çattı; pazar sabahı, evden çıkmadan bir heyecan tuttu bizimkini.. karnım ağrıyor dedi, gitmesem mi dedi, biraz hüzünlendi 🙂

KU Hastanesi önünde buluştuk; çocuklarını teslim etmeye gelen bizim gibi aileler ile tanıştık; sevgili ekibimiz ; doktorlarımız, hemşiremiz, tatlı diyetisyenimiz, psikoloğumuz; diyabetli gönüllü abiler ablalar; hepsi orada; ortak bir amaçları var; diyabetli çocuklara iyi gelmek, yalnız olmadıklarını göstermek, eğitmek ve en önemlisi kendi kendine yetebilmelerini öğretmek…Otobüs kalktı bir de baktık bizim Ronen ağlıyor; “Ablam gitti ablam gitti” diye 🙂 beraber olduklarında rahatlıkla gözünü oyma potansiyeli olsa da otobüs uzaklaştığında çok hüzünlendi duygusal oğlum 🙂 İlerleyen günlerde de her gece “Ablamı getirin bana” diye sızlandı 🙂

5 gecelik bir programdı yanılmıyorsam; hep beraber kan şekerini ölçerek güne başlama; kahvaltı; pek çok nitelikli eğitim programı; karbonhidrat sayımı, insulin uygulamaları, oyunlar, danslar, yüzme, kamp ateşi ve en çok birbirlerine kenetlendikleri zaman; göl kenarında gün batımı….

Benzer yaşlarda 4 şekerli kız ve bir abla bir odayı paylaştı; unutulmaz anıları, candan arkadaşlıkları oldu…Ablalar , abiler geceleri küçük diyabetli kardeşlerinin nöbetlerini tuttu; gece onlar uyurken kan şekerlerini ölçtüler… ihtiyacı olanlara yardım ettiler…

Bahsettiğim zamanlarda Nitsa’yı hala insulin pompası kullanmaya ikna edememiştik. Kolunda Libre sensörü ve kalem insulinle gitti kampa. O günlerde önceki yazılarda bahsettiğim; Libre üzerine taktığı Blucon ile uzaktan takip sistemimiz vardı. Gitmeden önce dedi ki; “Blucon’u çıkaracağım”… diyabet ve sağlık açısından zaten evden çok daha güvenli bir ortamda olacağından “tabii “dedim. Zaten laf aramızda o günlerde kafayı bu işlerle epey bozduğumun farkında olan Şükrü Hocam da “uzaktan takip yok, ara ver, biraz kendine gel” dedi bana 🙂

Özgürlük sinyalleri burada başlamış oldu 🙂 geri geldiğinde de bundan sonra Blucon’u hiç bir zaman takmayacağını beyan etti; yani kelimelere dökmese de aslında bana demiş oldu ki; “Anne beni uzaktan takip falan etme, top bende; ben idare etmeyi öğrendim”

Kamptan döndüğünde bambaşka bir çocuk olarak döndü; daha özgüvenli, kendi kendini daha iyi idare edebilen hatta bana diyabetle ilgili bazı konularda “Bu böyle değil şöyle, yanlış yapıyorsun, biz öğrendik” diye çıkışan bir hanımefendi oldu 🙂

Esas gelişme 1-2 gün sonra yaşandı; yıllardır insulin pompasına hayır kampanyası yürüten Nitsa; bazı arkadaşlarında gördüğü ve kendince rahat olabileceğine kanaat getirdiği insulin pompasını “deneyebileceğini” söyledi! ” Sadece denerim ama” dedi “hemen heveslenmeyin ! ” 🙂

Biz de sadece denedik 🙂 ertesi gün de satın almaya karar verdik 🙂

Özetlemek gerekirse; kısıtlı imkanlar ve gönüllük esasına göre güzel ve iyi insanlar tarafından yapılan çocuk diyabet kampları, gerçekten de diyabetli yavrularımız ve bizler için bulunmaz bir fırsat. Kurulan dostluklar, edinilen bilgiler ve bu hayatta yanlız olmadıklarını görmeleri paha biçilmez. Edindikleri özgüven ve neşeli bakışlar da işin cabası.

Şükrü hocam der ki; kamptan sonra Nitsa’mızın bakışları, gülüşü bile değişti 🙂

Ne diyebilirim ki; bu güzel insanlara sonsuz teşekkür edip, saygı ve sevgi ile kucaklarım ancak… Yıllardır Türkiye’nin dört bir yanından yüzlerce diyabetli çocuğun hayatına dokunuyorlar…. Ne güzel söylemişler; “Uyumadan önce kendimize bir yıldız seçelim ve mutlaka “yarın daha güzel olacak” diyelim”…Hepimiz için geçerli….

Bir de diyabet aile kampları var; ilki geçen yıl Ağustos ayında düzenlendi; aile dayanışması ve yine eğitimi hedefliyor. Ailece katılım sağlanıyor. Bu yıl bizim de deneyimlerimizi paylaşmak üzere misafir olacağımız 2. Diyabet Aile kampı 16-18 Ağustos arası Uludağ’da gerçekleşecek. Onun da linkini bırakıyorum.

http://www.arkadasimdiyabet.com/aile-kamplari/aile-kampi

Kamp sonrası yazı gelecek pek tabii…

Hepimizin “Yarın’ının daha güzel olması” dileğiyle…

Sevgiler

Nehir, İrem, Ecem, Bengisu, Nitsa ve sevgili Şükrü Hatun
Bu fotoğraf; kamp alanına vardıklarında çekildi, yani tanışıp arkadaş oldukları ilk saatler. Hepsinin gözleri ışıl ışıl 🙂
Diyabet kardeşliği
2018 Diyabet kampı programı