Birinci sınıf öğrencisi olmak öyle kolay değil…Bir yandan yeni bir okul, yeni arkadaşlar, yeni servis derken, öte yandan ödevler, Fransızca, okuma yazma…

Aslında anaokulu öğretmenimiz Ulviye Hanım sağolsun hem Nitsa’yı hem Ronen’i okuma yazma bilerek yolladı 1. sınıfa 🙂 neyse ki buradan 1 puan öndeydik.

Diyabetli anneler için programı yazıyorum; 🙂 diyabetli çocuğu olmayanlar bu bölümü atlayabilir 🙂 🙂

Sabah evde kahvaltı, arkasından Humalog. O zamanlar ne yiyeceğini tam kestiremediğimizden, insulini yedikten sonra hesaplayıp yapardık; hatta buna da hesabı kesmek derdik, Nitsa’nın karnı doyunca “hesabımı kes” derdi !! 🙂 bakınız eğlenceli yanları da varmış diyabetin….

Nitsa ile anlaşmıştık, sabah okula gidince ilk iş revire uğrar, diyabet çantasını ve yemeğini bırakırdı. Sonra her gün 2. tenefüs doğru revire giderdi, çok zaman geçti 1. tenefüs de olabilir, yaşlanıyorum unutmuşum 🙂

Butik, küçük bir okul seçmemizin en iyi yanı işte burada başlıyor, çünkü revirle Nitsa’nın sınıfı aynı kattaydı, tek başına gidebiliyordu. Hatta yan yana bile olabilir, bilmiyorum unuttum. Yani revire gitmek bütün tenefüs süresini almıyordu…

Küçük okul demişken; bir parantez açalım; bu kriter çok çok önemli bence, çok öğrencinin, büyük binaların olduğu, revir’in sınıftan uzak olduğu okullar bizim için uygun değil. Okul seçiminde bunu dikkate alın sevgili anneler.

Biz okula kaydederken müdüre hanım demişti ki; “Çocuğun tokasının rengi değişse farkederiz biz, gözümüz üstünde olur merak etmeyiniz”. NDS için konuşayım, çok doğru 🙂

Devam edelim, hemşire hanım kan şekerini ölçer, beni arardı. Ara öğün gerekirse verirdi. Sonra öğle tenefüsünde tekrar giderdi, kan şekeri ölçülür, yemekhanede arkadaşları ile evden getirdiği ve hemşire hanımın ısıtmış olduğu yemeğini yer ve insulin iğnesini olurdu. Tabii sürekli iletişimde kalarak.

Ve son olarak servise binmeden tekrar revire giderdi her şey yolunda ise bazen hemşire hanım aramazdı bile…bu böyle 4 yıl boyunca devam etti.

Arkadaşlar yeni, sistem yeni, habire revire git gel; 6 yaşındaki minikler meraklı, başladılar sormaya, “Ya Nitsa sen niye hergün revire gidiyorsun?”

Sevgili tatlı öğretmenimiz Sibel’in kulakları çınlasın; o anlatmıştı; bu sorulardan bıkmış bizimki, bir gün tahtaya çıkmış, başlamış anlatmaya;

“Arkadaşlar, benim vücudumdaki insulin makinesi bozuldu, hemşire abla bana kolumdan insulin veriyor, ondan revire gidiyorum ben “ 🙂 benim fazla şekerli minik akıl küpüm, kendine göre yorumlamış, bu kadar basite almış kendince, o dram yapmamış ki ben yapayım….

Evde sordum ona, “Neden diyabetliyim demedin”? yani büyüklerin dilinde, biz olsak öyle anlatırız değil mi? “Neden diyeyim? desem de anlamazlardı ki? :)”

Sevgili anneler, daha basit cümleler kelimeler kullanalım hayatımızda, çocuklarımıza asla ve asla “hasta” kelimesini yakıştırmayalım, hele hele bazen “şeker hastası” deniliyor ya, hiç hoşlanmıyorum. Diyabetli çocuk annesine asla söylenmemesi gerekenler için ayrı bir yazı yazarım, bu da listenin başında gelir 🙂 🙂 Çıkarın bu sözleri hayatınızdan, hafifleyin.

Gözü bozuk çocuğun gözlük takması gibi, insulin makinesi bozuk çocuğun insulin hormonunu karşılıyoruz hepsi bu 🙂

Takipte kalın

dscn8345
Şubat 2013 / NDS 1. sınıf