Yazmayı çok sevdim; kendime terapi gibi oldu. Haftada 1 yazarım diye planlamıştım ama dayanamadım 🙂 Hikayeye devam edelim.

Oto-immün hastalıklarımızdan 2. si çölyak, 2009 Mayısında resmi olarak hayatımıza girdi. 10 yıl sonra bugün, 3. oto immun arkadaşla flört ediyoruz, sırası gelince yazarım.

Diyabetli ailelerin iç seslerini şu an net duyuyorum; “Nasıl anladınız?” Anlamadık ki 🙂 🙈 hiç bir belirti, semptom, şikayet yoktu. Rutin taramalar sırasında doktorumuz çölyakla ilgili antikorların yüksek olduğunu söyleyince, bugün hala takibinde olduğumuz çok sevgili gastroentrolog Prof. Fügen Çokuğraş’ın yolunu tuttuk. Çölyak teşhisini endoskopi ile kendisi koydu.

Detayları geçelim çünkü çölyak teşhisi konulduğundaki ahlayıp vahlama, kendini harap etme kısmını es geçmek istiyorum. Üzüldük de ne oldu..10 yıl geçti bir şey değişmedi. Bu ah vah kısmı bize göre değil.

Çölyak tanısı konulduğunda yapılacak ilk şey glutensiz beslenmektir, ama 2. ve en önemli şey de eve bir ekmek makinesi edinmektir 🙂

Ekmek makinesinde misler gibi kendi ekmeğimizi yapmaya başladık. Merak edenler için; haftada 1 ya da 2 kez, 1 kutu sinangil glutensiz un, 1 yumurta, 1 kaşık maya, biraz tuz, 1 bardak süt, 1 bardak soda, 1 kaşık yağ; makineye at; Ronen’i çağır düğmesine bassın. ( yoksa olay çıkabilir :😃 ) hooop 2 saat 25 dk sonra ekmek hazır. Evde süper bir taze ekmek kokusu; kimse görmezse ilk köşe dilimi de afiyetle yerim 🙂 kalanı dilimler buzluğa koyarım. Baba kız kahvaltıda yer. Ariel çölyak değil fakat glutene karşı hassasiyeti olduğundan benim ekmeklere mecbur. Hatta arada bir bu ekmeğin içine keten tohumu gibi şeyler de katarım; görürlerse söylenirler, görmezlerse devam !

Ayrıca çölyak annesi olunca, benim gibi mutfak konusunda en beceriksiz ve vakitsiz olanlar bile yeteneklerini sergileme fırsatı bulurlar. Pizza, poğaça, börek, çörek vs. Mesela pazar sabahı erken kalkıp simit yapmışlığım bile vardır. Bildiğiniz simit yani susamlı falan 🙂

Peki biraz ciddi olmak gerekirse; ne yaptı bize bu çölyak? Bir kere her yere gideken tam teçhizatlı dolaşma zorunluğu getirdi. Ayrıca eve 2. bir buzluk aldık. her daim stokta pasta, kurabiye, kek vs var.

Yaşlı teyzeler gibi konuşmak gibi olmasın ama; gerçekten de o zamanlarda bu kadar çeşit yoktu. İşim gereği seyahat ettiğimde valizimi glutensiz ürünlerle doldururdum. Fakat artık böyle değil, en ufak marketlerde bile pek çok glutensiz çeşit var.
Çeşit konusunda eskisi kadar çok zorlanmıyoruz. Ancak ne yalan söyleyeyim maddi açıdan epey külfetli. Yerli üretim çok az ve kurlardan dolayı ürünler çok pahalandı 😦

Ne yapalım, ne için çalışıyoruz ki zaten…

Bir de okul yemeğine yazdıramadığımızdan sabah 6 da yemek ısıtıp termosa koyma mevzuu var, o da artık devede kulak.

Ne güzelmiş bu blog yazma, yazdıkça yazasım geldi.

Ev düzenini merak edenlere; bizim eve 10 yıldır hiç normal un ve makarna girmedi. Dolayısıyla bulaşma riski de yok.

Çölyak da böyle işte…

Ne zaman arkadaşlarımızla bir araya gelsek; şunu fark ederim; sanki aramızda gizli, hiç dile getirilmemiş bir anlaşma var; kendi çocuklarına zaman zaman tembih ederler; Nitsa’nın önünde canı çekebileceği ama yiyemeyeceği şeyleri istemeyin sipariş etmeyin diye. Canım arkadaşlarım, 10 yıldır çabanızı görmedim sanmayın:) kendinizi bize göre ayarladığınızı; size gelirken özellikle yaptığınız glutensiz alışverişlerinizin bizi ne kadar mutlu ettiğini, güvende hissettirdiğini ama duygusallığa vurmamak için pek de dile getirmediğimizi burdan yazmış olayım.

Sonra neler oldu… devamı bir sonraki yazıda 🙂

Anne bana glutensiz külah bulmuş bakışı. Ağustos 2009

Reklamlar